İnanılmaz bir açlıkla kendimi İzmir'in Kıbrıs Şehitleri caddesine attım.Mevduat hesabımda ucundan kıyısından artmış 8 TL yi harcayacak bir yer arıyordum kendime.Şu ünlü pratik yemek yerleri son zamanlarda canımı ve midemi olabildiğine sıksa da başka bir alternatifimin olmadığının kısa sürede farkına vardım.
Bir menü ısmarladım ve dışarıda bir masa tuttum.Açlık gözümü öylesine karartmıştı ki çevremde gelip geçenleri görmüyor,adeta bir parmaklarım birde yediğim ekmekarası vardı ortamda.
Boğaz savaşları bittikten sonra gerçek dünyaya döndüm.Bir süre nikotin takviyesinden sonra sağıma gözüm ilişiverdi.Bir kadın.Başında siyah Sherlock Holmes şapka,hemen şapkanın altından başlayıp çenesine kadar iki kez dolanmış bir atkı,üstünde koyu kahverengi yelek,altında mor renkli bir pantalon,siyah çoraplar ve eski püskü sütlü kahve renginde ayakkabılar vardı.Garipti kadın.Kıyafetleri zaten ilk anda dikkatleri çekiyordu.Soluna dönmüş,sanki yanında birisi varmış gibi konuşuyordu.Sadece konuşmakla kalmıyor aynı zamanda abartılı,yanındaki birine çok önemli bir olay anlatıyormuşçasına gözlerini bir açıyor bir kapatıyordu.
Daha sonra yanındaki torbaların diğer kısmına geçti.Bu seferde sanki karşıdakini dinliyor,arada bir de tavsiye veriyormuş gibi konuşuyor,mimikler yapıyordu.Ben ise,çok şaşırmış ve adeta ne konuştuğunu merak eden kapı komşusu gibi aramızdaki yirmi ya da otuz metreyi aşarak oraya gitmek istiyordum.Yaklaşık beş dakika yanına gidip gitmemek için kendimle savaştım.Tam karar vermiş yanına gitmek üzere kalkarken iki bayan belirdi yanında.İkisinin de kıyafetlerinden iş kadını oldukları belliydi.Bir an yanında birilerinin olduğunun farkına vardı ve toparlandı.Kadınların yüzüne inanılmaz bir ciddiyetle bakıyordu.Elinle dilerlerse yanına oturabilecekleri anlamına gelen bir hareket yaptı.Oysa ki kadınlar onun farkında dahi değildi.Kızdı,suratından bozulduğu çok belliydi.Hızlı el hareketleri ve yüz jestleriyle bağırdı suratlarına.Kadınlar birden sıçradı oldukları yerde.Çok geçmeden de gülmeye başladılar.Ortak akıllarından geçen şey çok açıktı aslında.
Ben size ne kadar da "di'li geçmiş zaman" ile anlatsam da bu olayı tam şuanda,karşımda gerçekleşiyor bu .Yüzlerce insan geçiyor birkaç saat içerisinde buradan.Bu meçhul kadını fark eden ise içlerinden sadece birkaç kişi.
Kadın belli ki kendi yazdığı bir tiyatroyu oynuyor tam karşımda.Beni bu denli etkileyen ise bir yaşamın,bir senaryonun tam gözümün önünde bu kadar canlı ve çıplaklığı ile yaşanması.
Kadınların gülüşü en başta beni rahatsız etse de,şuan daha iyi anlayabiliyorum.
Biz,insanoğlu alışık değiliz kendi yazdığımız senaryoları oynamaya.Çok zordur kendi kurallarına göre yaşamak dünyada.Bizlere kanatsız uçmayı keşfettiren ilkel güdülerimiz,şu taş yuvarlağının var olduğundan beri bize yol gösterici mantığımız kendi basit hayatımızda kendi yolumuzu çizmekte bazı zaman yetersiz kalabiliyor.
Kendi hür yaşantımızı elde etmek yerine boynumuza ipin geçirilmesini laik görüyoruz kendimize.Üzülüyor,"neden böyle" diyoruz.Sorduğumuz sorunun cevabının kendimizde saklı olduğunun farkına varamıyoruz.Müzdarip olduğumuz konuda bir bakıyoruz ki biz de başkasını müzdarip ediyoruz.
Zordur özgür yaşamak.Çok zordur ruhunu serbest bırakmak.
Kendi tiyatronuzu oynamak isterseniz birgün sizde,benim gibi biri geçer karşınıza,açar notebook'unu sizi de yazar.Okunursunuz,unutulursunuz.Geriye tek birşey kalır;kendi oyununuzda hep tek başınıza oynadığınız gerçeği.
20.10.2010
İzmir,Alsancak
Bir Yansımadır Yaşam...
21 Ekim 2010 Perşembe
14 Eylül 2010 Salı
Ortada bir ülke:TÜRKİYE
NTVMSNBC'de günün haberlerine göz atarken,içlerinden birisi gerçekten ilgimi çekmişti.Beni bundan iki sene önce yaşadıklarıma götürdü.
2008 yılının son yarısında Amerika'ya eğitim almaya gitmiştim.Doğrusunu söylemek gerekirse,hayatımda ilk kez başka topraklara basacak,kendi kültürümden çok daha farklı bir kültürü deneyimleme şansına kavuşacaktım.Televizyonda izlediğimiz hayatları elbette ben de çok merak ediyordum.Ne kadar ışıltılı ve kendine çeken bir yanı vardı.
2008'in Ekim ayında New Jersey eyaletine adım attım.Sabahları üniversiteye gidiyor,geriye kalan zamanımda ise şehri geziyordum.
Gittiğim üniversite olabildiğine uluslararasıydı.Sınıfta Tacikistanlı,İtalyan,Suudi Arap,Venezuelalı,Brezilyalı,Çinli,Tayvanlı ve G.Koreli arkadaşlar vardı.Elbette ilk birkaç hafta herkesin birbiriyle iletişim kurabilmek için laf atmalarla geçti.Daha sonra klasik kamplaşmalar ve sohbet ortamları oluşturmalar baş gösterdi.
Bir süre sonra farklı ülkelerin birbirleri arasındaki ayrılıkları açık bir şekilde görmeye başladım.Eminim ki,derslere giren Amerikalı hocalar benden daha da çok şaşkınlardı.Çünkü sınıfın içi fikir bakımından tam bir "bit pazarı"ydı.Neredeyse her konuda her milletten kişinin farklı açılımları vardı.
Bir süre sonra Araplar kendilerini bana yakın hissetmiş olacaklar ki,her türden sorunları için bana müracaatta bulunmayı eksik etmediler.Bir gün,bir hocamız Amerika ile kendi ülkelerimiz arasındaki farklılıkları karşılaştırmamızı istedi.Ben çıktım,"paranın üzerinde Tanrı yazıyor.Genelde Türkiye'deki inançlı kesim bundan hoşlanmaz."dedim ( Amerikan paralarının üzerinde in god we trust yazar.Tanrıya inanıyoruz,o bizim arkamızda gibi bir anlamı var.)Sonra hocaya bana İran'ın yerini gösterip gösteremeyeceğini sordum.(Haritada Afrika'ya baktı durdu.)Obez olduklarından bahsettim ve Türk kahvaltılarından bahsettim.Bu ve buna benzer birkaç şey.Ardı sıra sınıfta sayısı 5 olan Araplardan hamile olan kadın kürsüye çıktı.Açıkçası diğerlerinin ne diyecekleri hiç umrumda değildi.Çünkü,kafam bu Araplara fena takılmıştı açıkçası.
Konuşmasına besmele ile başladı:"Bizde kadınlar 7 yaşına gelince kafaları kapatılır.Bizde eğer mahallede bir -helal erkek- yok ise o mahalleye postacı bile giremez.Hele hele kapımızı bile çalamaz.Kim ki,mahalleye destursuz girerse taşlanarak öldürülür."
Konuşma bitmiş ve neredeyse 20 kişinin ellerinden ayaklarından kan çekilmişti.Ortam birden soğudu,hoca gözlüklerinin üstünden ağzı yarım açık bir şekilde konuşmacıya bakakalmıştı.Ben dayanamadım ve atladım:
-Nasıl yani?Sen şuan bu salonda en az yarısı erkek olan bir topluluktasın.Konuşurken bunu savunur şekildeydin de...
-Evet,namusu korumak lazım,biz böyle biliyoruz.Ama burası Amerika.
-İyi burası Amerika da!Sizin uyduğunuz,uğruna bir hayat verdiğiniz bu inançlarınız,kurallarınız mekana mı bağlı?
-Kem küm...
-Bu bir inanç sistemi değil,birilerini kandırmak,sürüden biri gibi görünmektir.
-..........
Konuşmamı bitirdikten sonra yüzümü görmeliydiniz,gergin ve kıpkırmızıydı.Bir an içimden "siz bunlarla mı bizi aynı kefeye koyuyorsunuz"dedim.
Daha sonra benden cesaret alan diğer arkadaşlar kıza yüklenmeye başladılar.Diğer 4 Arap ve kız bana devamlı "bunlar ne diyor,konuşsana,birşeyler söyle,bak müslümanlıkla ilgili şunları söylüyorlar"deyip durdular.Bir noktadan sonra salonda istemeden "That's Enough" diye bağırdım!Herkes sustu.Hocanın gözleri yerinden çıkmıştı sanki.Bir bana bir de Araplara bakıyordu.Ayağa kalktım ve gür bir sesle:
-Sizleri anlamıyorum.Ne demek nüfusunun çoğunluğu müslüman olan bir ülkede yaşadığım için sizi koruyacakmışım.Aylardır ne olsa bana sizi müdafaa etmemi istiyorsunuz.Bu kadar başınız aşağıda,kendine güvenmeyen bir insan topluluğu hayatımda görmedim.Sizin de İngilizceniz en az benimki kadar anlaşılabilir derecede,neden kendinizi savunmuyor da,başkalarının arkasına sığınıyorsunuz.Bu kadar korkak iken,nasıl bu kuralları savunabiliyorsunuz.Görmüyor musunuz?Şu 20 kişilik topluluğun içinde bile kendinizi savunamazken,nasıl dünya ile kafa tutmayı düşünebilirsiniz?
Salonda floresanların cızırtısından başka hiçbir ses yoktu.Oda birden soğumuştu.Hoca ayağa kalktı ve yarım saat ara verdiğini söyledi.
*********************************************************************************
Gelelim habere.Size alıntı yapacağım.İsteyen olursa aşağıda paylaşacağım linkten haberin tamamını okursunuz.
------NTVMSNBC.com'dan alıntıdır:
2008 yılının son yarısında Amerika'ya eğitim almaya gitmiştim.Doğrusunu söylemek gerekirse,hayatımda ilk kez başka topraklara basacak,kendi kültürümden çok daha farklı bir kültürü deneyimleme şansına kavuşacaktım.Televizyonda izlediğimiz hayatları elbette ben de çok merak ediyordum.Ne kadar ışıltılı ve kendine çeken bir yanı vardı.
2008'in Ekim ayında New Jersey eyaletine adım attım.Sabahları üniversiteye gidiyor,geriye kalan zamanımda ise şehri geziyordum.
Gittiğim üniversite olabildiğine uluslararasıydı.Sınıfta Tacikistanlı,İtalyan,Suudi Arap,Venezuelalı,Brezilyalı,Çinli,Tayvanlı ve G.Koreli arkadaşlar vardı.Elbette ilk birkaç hafta herkesin birbiriyle iletişim kurabilmek için laf atmalarla geçti.Daha sonra klasik kamplaşmalar ve sohbet ortamları oluşturmalar baş gösterdi.
Bir süre sonra Araplar kendilerini bana yakın hissetmiş olacaklar ki,her türden sorunları için bana müracaatta bulunmayı eksik etmediler.Bir gün,bir hocamız Amerika ile kendi ülkelerimiz arasındaki farklılıkları karşılaştırmamızı istedi.Ben çıktım,"paranın üzerinde Tanrı yazıyor.Genelde Türkiye'deki inançlı kesim bundan hoşlanmaz."dedim ( Amerikan paralarının üzerinde in god we trust yazar.Tanrıya inanıyoruz,o bizim arkamızda gibi bir anlamı var.)Sonra hocaya bana İran'ın yerini gösterip gösteremeyeceğini sordum.(Haritada Afrika'ya baktı durdu.)Obez olduklarından bahsettim ve Türk kahvaltılarından bahsettim.Bu ve buna benzer birkaç şey.Ardı sıra sınıfta sayısı 5 olan Araplardan hamile olan kadın kürsüye çıktı.Açıkçası diğerlerinin ne diyecekleri hiç umrumda değildi.Çünkü,kafam bu Araplara fena takılmıştı açıkçası.
Konuşmasına besmele ile başladı:"Bizde kadınlar 7 yaşına gelince kafaları kapatılır.Bizde eğer mahallede bir -helal erkek- yok ise o mahalleye postacı bile giremez.Hele hele kapımızı bile çalamaz.Kim ki,mahalleye destursuz girerse taşlanarak öldürülür."
Konuşma bitmiş ve neredeyse 20 kişinin ellerinden ayaklarından kan çekilmişti.Ortam birden soğudu,hoca gözlüklerinin üstünden ağzı yarım açık bir şekilde konuşmacıya bakakalmıştı.Ben dayanamadım ve atladım:
-Nasıl yani?Sen şuan bu salonda en az yarısı erkek olan bir topluluktasın.Konuşurken bunu savunur şekildeydin de...
-Evet,namusu korumak lazım,biz böyle biliyoruz.Ama burası Amerika.
-İyi burası Amerika da!Sizin uyduğunuz,uğruna bir hayat verdiğiniz bu inançlarınız,kurallarınız mekana mı bağlı?
-Kem küm...
-Bu bir inanç sistemi değil,birilerini kandırmak,sürüden biri gibi görünmektir.
-..........
Konuşmamı bitirdikten sonra yüzümü görmeliydiniz,gergin ve kıpkırmızıydı.Bir an içimden "siz bunlarla mı bizi aynı kefeye koyuyorsunuz"dedim.
Daha sonra benden cesaret alan diğer arkadaşlar kıza yüklenmeye başladılar.Diğer 4 Arap ve kız bana devamlı "bunlar ne diyor,konuşsana,birşeyler söyle,bak müslümanlıkla ilgili şunları söylüyorlar"deyip durdular.Bir noktadan sonra salonda istemeden "That's Enough" diye bağırdım!Herkes sustu.Hocanın gözleri yerinden çıkmıştı sanki.Bir bana bir de Araplara bakıyordu.Ayağa kalktım ve gür bir sesle:
-Sizleri anlamıyorum.Ne demek nüfusunun çoğunluğu müslüman olan bir ülkede yaşadığım için sizi koruyacakmışım.Aylardır ne olsa bana sizi müdafaa etmemi istiyorsunuz.Bu kadar başınız aşağıda,kendine güvenmeyen bir insan topluluğu hayatımda görmedim.Sizin de İngilizceniz en az benimki kadar anlaşılabilir derecede,neden kendinizi savunmuyor da,başkalarının arkasına sığınıyorsunuz.Bu kadar korkak iken,nasıl bu kuralları savunabiliyorsunuz.Görmüyor musunuz?Şu 20 kişilik topluluğun içinde bile kendinizi savunamazken,nasıl dünya ile kafa tutmayı düşünebilirsiniz?
Salonda floresanların cızırtısından başka hiçbir ses yoktu.Oda birden soğumuştu.Hoca ayağa kalktı ve yarım saat ara verdiğini söyledi.
*********************************************************************************
Gelelim habere.Size alıntı yapacağım.İsteyen olursa aşağıda paylaşacağım linkten haberin tamamını okursunuz.
------NTVMSNBC.com'dan alıntıdır:
O, 70'li yıllarda İran'ın en sevilen kadın şarkıcısıydı. Onlarca albüm çıkardı, 500'den fazla filmde oynadı. Ancak 35 yaşında ve kariyerinin zirvesindeyken, ülkesinde rejim değişti.
İran'ın yeni yönetimi, önce şarkılarını yasakladı, sonra onu, 'Resmen evli olmadan bir ilişki sürdürdüğü' için hapse attı.
Dönemin tüm sanatçıları yurt dışına kaçtı. Fakat o, bütün yaşadıklarına rağmen ülkesinde kalmayı tercih etti. Müziğe küstü, uzun ve sıkıntılı bir döneme girerek evine kapandı.
Biliyorum,İran Fars kökenli bir ülke,Arap değil.Ancak zihniyet aynı zihniyet.
Bir şey daha eklemek istiyorum;Türkiye tam ortada bir ülke.Hocalarımdan bir tanesi de Yunan asıllı bir Amerikalıydı.Adı Galliopi.Birgün bana:
-Biliyor musun,eskiden buraya gelen diğer Türk öğrencilerin yüzüne bakınca nefret görüyordum.Kin vardı gözlerinde.Dillerinde İstiklal Savaşınız vardı.Bir de Fatih Sultan.Halbuki zaman değişti artık.Şimdi bakıyorum,siz,yeni jenerasyonun gözlerinde pırlanta görüyorum.Umarım gelecekte birgün Yunanistan ve Türkiye dünyaya kök söktürür,el ele verip...
Türkiye artık ne Avrupa gibi modern ne de Arap yarımadası kadar geri kalmış bir ülke etiketine sahip değil.
Benim tek düşündüğüm,benden önceki nesillerde Amerika'ya gitmiş diğer Türklerin bu kaçınılmaz,kötü etiket karşısında nasıl bir tutum sergiledikleri.Zor olmalı...
Gökhan YÜCEERİM
09.14.2010
Etiketler:
ab,
abd,
amerika,
gokhanyuceerim,
gökhanyüceerim,
iran,
kültür
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
