21 Ekim 2010 Perşembe

Kendi Senaryon ve Yalnızlık

İnanılmaz bir açlıkla kendimi İzmir'in Kıbrıs Şehitleri caddesine attım.Mevduat hesabımda ucundan kıyısından artmış 8 TL yi harcayacak bir yer arıyordum kendime.Şu ünlü pratik yemek yerleri son zamanlarda canımı ve midemi olabildiğine sıksa da başka bir alternatifimin olmadığının kısa sürede farkına vardım.
Bir menü ısmarladım ve dışarıda bir masa tuttum.Açlık gözümü öylesine karartmıştı ki çevremde gelip geçenleri görmüyor,adeta bir parmaklarım birde yediğim ekmekarası vardı ortamda.
Boğaz savaşları bittikten sonra gerçek dünyaya döndüm.Bir süre nikotin takviyesinden sonra sağıma gözüm ilişiverdi.Bir kadın.Başında siyah Sherlock Holmes şapka,hemen şapkanın altından başlayıp çenesine kadar iki kez dolanmış bir atkı,üstünde koyu kahverengi yelek,altında mor renkli bir pantalon,siyah çoraplar ve eski püskü sütlü kahve renginde ayakkabılar vardı.Garipti kadın.Kıyafetleri zaten ilk anda dikkatleri çekiyordu.Soluna dönmüş,sanki yanında birisi varmış gibi konuşuyordu.Sadece konuşmakla kalmıyor aynı zamanda abartılı,yanındaki birine çok önemli bir olay anlatıyormuşçasına gözlerini bir açıyor bir kapatıyordu.
Daha sonra yanındaki torbaların diğer kısmına geçti.Bu seferde sanki karşıdakini dinliyor,arada bir de tavsiye veriyormuş gibi konuşuyor,mimikler yapıyordu.Ben ise,çok şaşırmış ve adeta ne konuştuğunu merak eden kapı komşusu gibi aramızdaki yirmi ya da otuz metreyi aşarak oraya gitmek istiyordum.Yaklaşık beş dakika yanına gidip gitmemek için kendimle savaştım.Tam karar vermiş yanına gitmek üzere kalkarken iki bayan belirdi yanında.İkisinin de kıyafetlerinden iş kadını oldukları belliydi.Bir an yanında birilerinin olduğunun farkına vardı ve toparlandı.Kadınların yüzüne inanılmaz bir ciddiyetle bakıyordu.Elinle dilerlerse yanına oturabilecekleri anlamına gelen bir hareket yaptı.Oysa ki kadınlar onun farkında dahi değildi.Kızdı,suratından bozulduğu çok belliydi.Hızlı el hareketleri ve yüz jestleriyle bağırdı suratlarına.Kadınlar birden sıçradı oldukları yerde.Çok geçmeden de gülmeye başladılar.Ortak akıllarından geçen şey çok açıktı aslında.

Ben size ne kadar da "di'li geçmiş zaman" ile anlatsam da bu olayı tam şuanda,karşımda gerçekleşiyor bu .Yüzlerce insan geçiyor birkaç saat içerisinde buradan.Bu meçhul kadını fark eden ise içlerinden sadece birkaç kişi.
Kadın belli ki kendi yazdığı bir tiyatroyu oynuyor tam karşımda.Beni bu denli etkileyen ise bir yaşamın,bir senaryonun tam gözümün önünde bu kadar canlı ve çıplaklığı ile yaşanması.
Kadınların gülüşü en başta beni rahatsız etse de,şuan daha iyi anlayabiliyorum.
Biz,insanoğlu alışık değiliz kendi yazdığımız senaryoları oynamaya.Çok zordur kendi kurallarına göre yaşamak dünyada.Bizlere kanatsız uçmayı keşfettiren ilkel güdülerimiz,şu taş yuvarlağının var olduğundan beri bize yol gösterici mantığımız kendi basit hayatımızda kendi yolumuzu çizmekte bazı zaman yetersiz kalabiliyor.
Kendi hür yaşantımızı elde etmek yerine boynumuza ipin geçirilmesini laik görüyoruz kendimize.Üzülüyor,"neden böyle" diyoruz.Sorduğumuz sorunun cevabının kendimizde saklı olduğunun farkına varamıyoruz.Müzdarip olduğumuz konuda bir bakıyoruz ki biz de başkasını müzdarip ediyoruz.
Zordur özgür yaşamak.Çok zordur ruhunu serbest bırakmak.
Kendi tiyatronuzu oynamak isterseniz birgün sizde,benim gibi biri geçer karşınıza,açar notebook'unu sizi de yazar.Okunursunuz,unutulursunuz.Geriye tek birşey kalır;kendi oyununuzda hep tek başınıza oynadığınız gerçeği.
                                                                                                                                      
                                                                                                                                    20.10.2010
                                                                                                                                  İzmir,Alsancak